Ortası yok, ortancası yok…

Bir cezaya mahkum edilip kapana kısılsam bile bu kadar tutsak hissetmezdim kendimi. En azından çıkamayacağımı bilirdim oradan. Asıl mahkumiyet, imkan varken kaçamamak sanırım. Gerçek mahkumlar, parmaklıklar ardından olanlar mı? Yoksa koca evreni kendine dar edenler miydi? Bilemiyorum… Her sabah nefret ederek selamlaştığım onlarca insan ve bıraktığım kirli anıların arasında dolaşarak ne kadar iyi olabilir ki […]

Nefret ediyorum! Bir çoğunuzdan…

Geceden dünyayı içmişiz, güne sarhoş uyanıyorum. Uyumaktan ziyade sızmışım biraz, kıyafetlerim üzerimde aynen duruyor… Bir sigara içip boş boş duvara bakıyorum. Söndürülmüş yarım sigarlar yüzünden tıka basa dolu kül tabağını, mezelik yoğurdun kabına döküyorum. Üzerime ceketimi atıp iniyorum aşağıya. Tıklım tıklım otobüs durağı, sigarasının son nefesini otobüsün içine üfleyen dayı, suratsız otobüs şoförü, erken binmek […]