Her akşam aynı şarabı alan adamın hikayesi

İnceden saat yaklaşıyor ve heyecanla tekelin önüne çektiğimiz arabayla, her akşam takım elbiseyle gelip dandik şarap alan o adamı bekliyorduk.  He akşam son model arabasıyla yanaşır, takım elbisesiyle arabasından iner ve  Ahmet abinin bakkala girerdi. Herkesin karşısına alıp sormak istediği sorular vardı bu adama ama ihtişamı öyle diriydi ki, yanaşamazdı kimse. Adam tekelden çıkınca herkes içeri doluşur ve Ahmet abiye sorar, “Abi sorabildin mi neciymiş bu herif?” Ahmet abi de her akşam ki gibi “İşinize bakın oğlum, adam düzenli müşteri. Küstürmeyin sıçarım bacağınıza” derdi. Bir keresinde bizim çocuklar Ahmet abiyi, öğlen vakti dükkanı kapatıp giderken görmüşler. Nereye gittiğini söylemeyince de başlamışlar takibe. Her akşam herifin aldığı 21 liralık şarabı almaya gitmiş meğer Ahmet abi toptancıya… Neydi bu adamı bu kadar saygın kılan bir türlü çözemez olmuştuk. Yılların Ahmet abisi ‘Yok ulan bu akşam o şaraptan’ diyememiş ve öğlen vakti dükkanı kapatıp şarap almaya gider olmuştu herife.

Anlam veremediğimiz saygınlığıyla içeri girip 21 liralık şarabını alarak, kimseye gülümsemeden çıktı adam içerden. Eski model arabamız ve 4 meraklı takibe almıştık herifi. Herkesin kafasında vardı kendince soruları. Kimi bu kadar paraya rağmen neden bu dandik şarabı içtiğini sormak ister, kimisi neden her akşam içtiğini. Hepimizin konuşacak bir şeyleri vardı bu adamla ve takibe başlamıştık. Hayır bizde inceden akşamcı gençlerdik ama neydi bu adamda ki rutin bağımlılık, merak eder olmuştuk.

Kilometrelerce takip ettik herifi. Polisiye filmleri çok sevip, arada birde aşağı mahalleyi dövdüğümüzden midir nedir, bir polisiye hal vardı hepimizin üzerinde. Sorgu odasında konuşacakmışız şüpheliyle gibi takibe devam ettik. Sahilin sonuna doğru sağa kırıp limana yöneldi arabası. Heyecanla takibi sürdürüp inceden farları kısıp soteye park ettik külüstürümüzü. Sonra bira şişelerini elimize alıp yürüyerek arabayı park ettiği yere yaklaştık adamın. Yaklaştıkça cesaretimiz kırılıyor ama merakımızın artışıyla hızımızı sabit tutarak yürüyorduk. Aramızda en tahsilli oluşumun verdiği yetkiyle adama ilk selamı ben çakacaktım. Diyaloglar planlıydı fakat adama yaklaştıkça plan bozuluyor inceden tırsıyorduk. Delikanlı kavgası yapsak herifin ağzına sıçardık ama her akşam aynı şarabı içen yalnız adam tribi kaldırabilir miydik, bilemiyorduk açıkçası.

Takribi 25-30 saniye içinde adamın yanında olacak kadar yakınlaşınca beklemeye başladık. Sinirlenmesini sağlayacak bir şey olmaması için yarım saat bekledik. Her şey planladığımız gibi olacaktı ve yanına gidince daldım söze “Abi gecen güzel olsun varsa müsaaden bir iki şişede bizimle iç” demiştim. Cümle kusursuzdu, yoldan geçen ayyaş genç samimiyetini verdiğime emindim. Sıra adamdaydı ve kalksa küfür edip çatışsa bizimle şaşırmaz, sarılıp tabi gençler dese yadırgamazdık. Adam racon adamıydı besbelli ve heyecanla cevabını bekledik. Sonra alayımızı satsan kiralamayı bile başaramayacağımız paltosuyla kalktı ayağa, eliyle yüzünü ovuşturuyordu. Arkası dönük bu halleri hoşuma gitmemişti başta ama sonradan burnunu çekişi ile gözyaşı sildiğini anladığımda benim kanım ısınmıştı adama.

Bize doğru dönüp ‘Buyrun gençler sofram sizi ağırlamaktan onur duyar’ dedi. Arabasının şoför camı inceden açık ve içeriden sıhhatli bir sesle müzik çalıyordu. Müzik tarzı da şarabı gibi ucuzdu ama sağlam kafası vardı. Oturduk kırk yıllık dost gibi yerlerimize. Samimiyeti yitirmeden devam edecektim ben sözlerime ve “Abi biz senin her akşam şarap aldığın tekelin olduğu mahallenin gençleriyiz. Senin her akşam bu şarabı alıyor oluşun kafamıza takıldı ve seninle tanışmak istedik” dedim. Adama mikrofon uzatmış gazeteci gibi hissettim kendimi. Açıklama yapacak ben de not alacaktım neredeyse, öyle ki pür dikkat dudaklarına bakıyorum herifin.

Sarhoşun mektubu okunmaz derler ama adam değil mektup sanki kurumsal bir firmaya mail atıyor gibiydi, öyle tane taneydi sözleri. Anlattığı uzunca bir hikaye ve yaşanmış bir kilo acı vardı adamın. Biralarımız bittikçe bagajdan bir şeyler ikram ediyor bizim kafayı yapmadan salmayacağa benziyordu. Dinledik saatlerce, dinledikçe de içtik. Alttan alttan rakı içiyordu, peki ya manyak mıydı bu adam Ahmet abiden aldığı şarabı ne yapmıştı? Kafamızda konuştukça artan soru işaretleri oluşu burada oluşumuzu anlamsızlaştırıyordu açıkçası. Gideceğe benziyordu davranışları ama son bir kartı kalmış kumarbaz gibi sendeleyerek arabasına uzandı. Onca rakının üzerine Ahmet abiden aldığı şarabı çıkardı arabadan. Değil o şişenin tamamı, bir yudum içebilse takdir edecektim adamı. Dünyayı içmiştik ve artık hakikaten yeterdi. Şarabın tıpasını açtı sonra alkolün etkisiyle çatallaşan sesiyle bir türkü mırıldandı inceden. Ahmet Kaya’dan Metris’in önü türküsünü mırıldanıyordu.

Çıkardı şarap şişesini ve tıpasını tüm nezaketiyle çöp poşetine bıraktı. Şişeyi ters çevirdi ve kumsalı eşeleyerek dökmeye başladı. Şarabı bir yandan döküyor bir yandan da hıçkıra hıçkıra türküsüne devam ediyordu. Şaşkınlığımız artarak devam ediyor adamdan gelecek bir açıklamayı bekliyorduk. ‘Bak’ dedi durduk yere. Kime söylemişti anlayamadığımız sırada, ‘Bu gece kalabalığız Tahsin’ demişti. Tüylerimiz diken diken neler olduğunu anlamaya çalışırken anlattı bize her şeyi.

Adını bile bilmediğimiz bu adam meğer 11 yıl önce burada vurulan arkadaşı Tahsin’in hayatını kaybetmesi üzerine gelir olmuş buraya, hem de her akşam! Tahsin isimli arkadaşı, Ahmet abinin dükkandan aldığı şarabı her akşam burada içer diye ona şarap getirmeye gelirmiş buraya. Toprak şarabı emdikçe mutlu olur ve ona eşlik etmeyi ihmal etmeyerek rakı içermiş kardeş bildiği adamla. Arkadaşını öyle severmiş ki, ne içtiği şarabı Ahmet abiden alışını değiştirmiş ne de mekanını. Kumsala döktüğü şarap belki tonlarca olmuş ama o hala ilk gün döktüğü gözyaşı kadar gözyaşı dökermiş olay yerinde.

Tüylerimiz diken diken bir kardeşlik hikayesi dinlemiştik bu akşam.  ‘Gelemediğin gün olursa haber ver biz görevini yaparız’ dediğimizde ise “Görevimi yanlış anladınız gençler, görevim buraya şarap dökmek değil ona eşlik etmek. Bu gece siz de Tahsin’e eşlik ettiniz” demişti. Ne söylese film sahnesi gibiydi adamın ve ince bir “Eyvallah” demekten başka sorumluluğumuz da olamazdı bu akşam.

Bu alışkanlığı ne yuva bırakmış ne de yüzünde bir gülümseme kalmıştı adamcağızın. Dünyasını yıkar yine bu görevi terketmez şekilde bindi arabasına. “Eyvallah” dedi ve uzaklaştı yanımızdan.

Birbirimizden çekindiğimizden ağlayamamıştık o gece. Ama eve geçer geçmez hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum. Bir şeyler öğrenmiştik hepimiz bu dost meclisinden. Olay yerinde vurularak can veren arkadaşına da ‘afiyet olsun’ diyerek türbeden ayrılır gibi ayrıldık oradan. Bir hikayeyse tüm bunlar, bunu okuyan insanlar olarak kardeşliğin değerini bir kez daha anlamıştık.

Eyvallah.

Tayfur Kara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.