Ortası yok, ortancası yok…

Bir cezaya mahkum edilip kapana kısılsam bile bu kadar tutsak hissetmezdim kendimi. En azından çıkamayacağımı bilirdim oradan.

Asıl mahkumiyet, imkan varken kaçamamak sanırım.

Gerçek mahkumlar, parmaklıklar ardından olanlar mı? Yoksa koca evreni kendine dar edenler miydi? Bilemiyorum…

Her sabah nefret ederek selamlaştığım onlarca insan ve bıraktığım kirli anıların arasında dolaşarak ne kadar iyi olabilir ki her şey?

Bir şeylerin değişip düzelmesi halinde bile temizlenemeyecek kadar pis artık tüm sokaklar. İçinde bulunduğum her anın bir ‘mahkumiyet’ oluşu da bu yüzden belki de.

Başka bir şehrin sokaklarında, yeniden başlamak istiyorum yaşamaya. Şu ana kadar tanıdığım iyi/kötü kim varsa, siktir olup gitmek hepsinden mesela. Tüm istediğim yeni bir şans verilmesi bana. Yaşayacağım en iyi anlar bile bana acı verebiliyor artık.

Bir eksiklik, hiç geçmeyen. Bir ceza, hiç bitmeyen. Hepsine eyvallah belki ama ya ‘burada ölürsem’… İşte bu beni delirtiyor.

Bana kattığınız her şey için teşekkür ederim. Ama ben parça parça sıyrılamıyorum sizlerden.

Ya gitmeli her şeyden, aynı anda.

Ya da kalıp ölmeli burada.

 Ortası yok, ortancası yok.

Gitmem gerek…


Tayfur Kara / Bu şehirden – 2019 Mayıs

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.